Gölgeye Övgü, insanı alışılmış aydınlıklardan gizemli karanlıklara götürüyor. Bunu yaparken aydınlığın ve ışığın karşısına loşluğu, gölgeleri ve saçakları koyuyor. Japon anlayışında aydınlığın ve objeleri çok net görmenin güzelliğin büyüsünü bozduğunu anlıyoruz. Gölgenin yarattığı ışık oyunları sayesinde mekanların daha güzel göründüğünü söylüyor yazar. Doğu toplumlarının karanlığı daha çok sevmesinin nedenini açıklıyor; Batı'dan farklı olarak Doğu'nun elindekiyle yetinmesi ve elinde olanın içindeki güzelliği bulması.
"Güzellik denen şey, hayatın hâlihazırda var olan gerçeklerinden doğar. Karanlık odalarda yaşamak zorunda kalan atalarımız da göz açıp kapayıncaya kadar gölgelerin içindeki güzellikler keşfedip zamanla güzelliğe hizmet edecek gölgeler yaratmaya koyuldular."
Gölgenin bir derinliği var. Gölge, barındırdığı muğlaklıklarla hayalin ve düşüncenin derinliğini arttırır. Görünen aydınlık ve sığ gerçeğe karşı gölge ve loşluk zihinde yeni kapılar açılmasına ve yeni anlamlar bulunmasına yardımcı olur.
"...biz Doğulular en ücra yerlerde gölgeler oluşturur, onlardan güzellikler yaratırız. (...)
Güzelliğin objelerin kendisinde değil, objeler arasında türeyen gölgelerin şekillerinde, ışık ve karanlıkta olduğunu düşünürüz."
Işığın gölge ile anlam kazanması gibi yemekler de zıt renkli ve incelikli bir sunumla iştah kabartacak şekilde güzelleşir.
“Japon yemeklerinin yemek için değil, bakmak için yapıldığı söylenir. Fakat ben bu deyişi daha da ileri taşıyarak bakmaktan da öte, derin düşüncelere dalmak için yapıldıklarını öne süreceğim. Bu aynı zamanda, karanlıkta titreşen ışıkla lake kâsenin bir araya gelerek oluşturduğu sessiz bir müziğin işbirliğidir."
Yazar Japon stili bir odanın tüm güzelliğinin gölgelerin yarattığı ışık oyunlarından doğduğunu söyler. Odalar gibi insanları gölgeleyen giysiler de Japon toplumunda dikkat çeker. Sadece el ve yüzün göründüğü giysiler mesela...
"Edo dönemindeki tüccar sınıfının kızları ve eşleri şaşırtıcı derecede sade olurdu. Çünkü kıyafet denen şey karanlığın bir parçasıydı, karanlıkla yüz aradında bir köprü kurmaktan öteye gitmezdi.”
Yazar en nihayetinde konuyu süslü ve aydınlık mekânlar kadar rahatsız edici edebiyata getirir, kısa ve düşündürücü kitabı noktalar.
"Edebiyat denen evin saçaklarını derinleştirmek, duvarlarını karartmak, görünürde neyi varsa gölgelere itmek ve gereksiz ev içi süslemelerini söküp atmak istiyorum. Her ev böyle olsun da demiyorum, bir tane bile olsa yeter. Neye benzeyeceğini görmek için ışıkları kapatın.”


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder