Mimesis'ten Alıntılar ve Çıkarımlar


MİMESİS’TEN  ALINTILAR VE ÇIKARIMLAR

Yaşasın başyapıtları okumaya hazırlayıcı çalışmalar! 

Yaşasın okumaya hazırlayıcı çalışması yazılan başyapıtlar!

Mimesis, en basit anlamıyla taklit demek. Aristotales'in sanatın doğanın tasviri olduğu yolundaki görüşüyle ortaya çıkmıştır.
1936 yılında Nazi Almanyası'ndan ayrılmak zorunda kalan filolog Erich Auerbach'ın İstanbul üniversitesinde çalıştığı yıllarda -üstelik kütüphanelerin kitap açısından hiç de zengin olmadığı bir zamanda- kaleme aldığı Mimesis - Batı Dünyasında Gerçekliğin Tasviri, Batı Edebiyatının en eski metinlerinden başlayarak Proust ve Woolf'a kadar gerçeğin edebiyatta ne şekilde tasvir edildiğini kendine has bir yöntemle inceliyor.
Türkçe'ye ilk kez çevrilen eserle ilgili Fatma Erkman-Akerson tarafından hazırlanan Mimesis'i Okumaya Başlarken isimli kitap ve Kader Konuk'un Erich Auerbach ile ilgili olarak hazırladığı Doğu Batı Mimesis isimli çalışma konuyu etraflıca incelemek isteyenler için önerilecek kitaplar.
İlk kez Türkçe'ye aktarılan Mimesis'in çeviri Türkçesi gayet başarılı. Ama çevrilen eserde 12. bölüme kadar pek çok kısmın Türkçesi yok. 12. bölümden sonra uzun parçalar kitabın arka kısmındaki bir bölümde Türkçe olarak verilmiş ama kısa ifadeler, vurgulanan kısımlar çevrilmemiş; zannediyorum Auerbach'ın verdiği şekle sadık kalınmak istenmiş. Ama bu durum, yani dipnotla bile olsa o kısımların Türkçesine ulaşamamak bir okur olarak bana rahatsız edici geldi. Daha önce böyle bir duruma hiçbir akademik çalışmada rastlamadığım için olmalı. Fatma Erkman-Akerson böyle bir şey yapmamış. İki kitapta ortak olan bir yazıda Mimesis'te çevrilmemiş Fransızca bir ifadenin Türkçe karşılığını Akerson sayesinde öğrendim.
Fatma Erkman-Akerson'un kitabı gerçekten Mimesis'in özeti gibi. Son kısımda ekstradan Auerbach'ın Figura isimli yazısının özeti yer alıyor. (O özeti de ben özetledim >>> Figura) Mimesis'te incelenen eserlerin isimlerine kolaylıkla ulaşmak için de iyi bir özet bence.
Kader Konuk'un kitabı ise Mimesis'i belli bir dikkatle okumak açısında önerilebilecek bir çalışma. Auerbach'ın misafir akademisyen olarak görev yaptığı yıllarda Türkiye'nin yaşadığı değişim ile mimesis kavramını böyle bir çalışmada paralel biçimde ele alması hayranlık uyandırıcı.

Aşağıda Mimesis'i okurken kendi dikkatimle aldığım notlar, alıntılar ve çıkarımlar yer alıyor. Aydınlatıcı bir yazı olmuştur dilerim.

Mimesis'ten Alıntılar ve Çıkarımlar

1.  Roman ve tarih türündeki metinlerde resmettikleri tabakaya yukarıdan bakan yazarlar üst tabakanın dilini kullanır. Dini metin ise halka hitap ettiğinden ve din merkezli olduğundan sade ve fakat güdümlüdür.
2. Anlatısal açıdan incelendiğinde görselleştirici betimlemeler olmamasına ve kişiler ile ilgili sıfatlara yer verilmemesine rağmen dini metinler öbürlerinden daha somut, daha sahici görünüyorlar. Auerbach bunu karakterlerin ve olayların tarihsel derinliklerine bağlamış. Dahası dini metinlerin bir arka planı vardır ve yorumlanırlar. Ama destanlar analiz edilebilirliklerine rağmen yorumlanamazlar.
3. Dikkat çekici bir diğer fark da destanlardaki çatışmaların elle tutulur olması ve sonucunda somut birer çatışmayı doğurması. Oysa Eski Ahit metinlerinde alttan alta bir kıskançlık ve günlük hayatın her alanına sinmiş bir yücelik-sıradanlık çatışması görülür.
4. Augustinus’un İtiraflar’ından alınan (6. Kitap 8. Bölüm) Alypius’un Tutkunluğu isimli parçada ezip geçilen şey Alypius’un gururunun yanı sıra Klasik Antik Dönemin akılcı-bireyci kültürüdür.
5. Dante, İlahi Komedya’ya dilinden ve üslubundan ötürü “komedya” demiştir. İlahi Komedya’da cehennemdeki ölüler dünyadaki arzu ve endişelerini korumaktadır: “Aslında bizi duygulandıran Tanrı’nın onları lanetlemiş olması değildir; birinin hiç istifini bozmamışlığı, diğerininse yürek parçalayıcı biçimde oğluna ve ışığın tatlılığına dair serzenişleridir.”
6. “(Boccaccio) yeteneğini serbestçe kullanabilmeyi, halihazırdaki tüm fenomenler dünyasının gözlemlenebileceği ve olanca çeşitliliği ile kavranıp esnek ve ifade zengini bir dille yansıtılabileceği konuma erişmeyi ise Dante’den öğrenmiştir.”
7. Roman türünün ilk örneklerini veren Rabelais de Cervantes de meşhur metinlerini karşıtı oldukları Ortaçağ'ın anlatı gelenekleri ile oluşturmuşlardır:Cervantes bir şövalye hikâyesi ile romansların parodisini yaparken Rabelais dogmaları onları abartılı biçimde ele alarak yermiştir.
8. “Tüm yaradılış, ilahi aşkın aralıksız tekrarı ve ışınımıdır; bu ilahi aşk zamandışıdır ve tüm fenomenlerdeki etkisi kesintisizdir.” 
9. Her ne kadar kahramanları (Don Quijote, Sancho ve diğerleri) dönemlerini yansıtan figürler olsa da Don Quijote’ta dönemin sorunları gözler önüne serilmez veya bunlar için çözümler sunulmaz. Yazar sadece kötü yazılan romanları eleştirir. Ele alınan dünya adeta edebiyat dünyasıdır.
10. Moliere töre komedilerinde kaba güldürü ögelerini kullanır ama karakterlerin dünyasının siyasi ve ekonomik gerçeklerini ortaya koymaktan da eleştirilerde bulunmaktan da uzak durur.
11. Voltaire’de gerçek, amaçlar doğrultusunda düzenlendiği için yüzeyseldir.
12. “Antik Tragedyada felsefe yapmak genelde dramatik olmaktan uzaktır; felsefe vakaların soyutlanıp  genelleştirilmesidir, bireylerden ve yazgılardan kopuktur.”
Felsefi düşüncenin ağırlıklı olduğu romanların bireyin günlük telaşlarını ve kaderlerini iyi yansıtmadığı gerçeği ve insanın dünyevi sorunlarını ele alan gerçekçi anlatılar kadar duygulara hitap etmiyor oluşu bir bakıma bu soyutluk, genellik ve manzarayı daha geniş açıdan ele alma hali yüzünden olabilir.
13. Montaigne’e göre deneme türü, kendini dinleme, içteki devinimleri gözlemleme metodudur.
14. “Rabelais’te estetik ölçüt yoktur, her şey her şekilde bir araya gelebilir. Sıradan gerçeklik akıl almaz bir fantastikliğe yerlelmiştir; komiklik en kaba haliyle bile bilgiyle doludur; müstehcen söz ve anekdotlardan felsefi ve ahlaki aydınlanma fışkırır.”
Kültürsüz insanların da bir yere kadar severek okuduğu Rabelais’in asıl hedef kitlesi elit insanlardır.
15. “(Ortaçağ’ın ilk yüzyıllarında toplumun) insanları Göklerin Krallığına hazırlamak için Yeryüzü’nde ideal belli bir biçimi gerçekleştirmesi gerekiyordu.” Dante ve dönemindekilerin eserlerinde siyasi faaliyetlerin anlamlılığı ve belirleyiciliği ortaya konur.
16. Kader anlayışı dendiğinde akılda tutulması gereken bir tümce: “Tanrı’nın nazarında zaman farkı yoktur, her şey bir yandan da bir şimdiki zaman boyutundadır. Dolayısıyla Augustinus’un bir seferinde dediği gibi, Tanrı’da önceden bilmek diye bir şey olmaz, onun özelliği resmen bilen olmasıdır.”



Hiç yorum yok: