•Plutharkhos-(Kitabu’l-Gadab olarak da bilinen) De Cohibenda İra
•Stoacılık
•Epiktetos - Manuel (Ditribai •Enkheiridion
Benim kitapla ilgili dikkatimi çeken bir nokta üzüntü kaynağı olarak mal, mülk gibi dünyevi şeylerin kaybının gösterilmesi. Bu dünyevi/geçici varlıklara diğer insanların bizlere verdikleri onur/mevki/şan/şöhret/saygı gibi bu dünyada anlam ifade eden ama Allah'ın makamında değeri tespit edilemeyen manevi üstünlükleri de ekleyebiliriz bence. Bu mana ile okunduğunda günümüzdeki birçok üzüntünün çaresi için bir inanana bakış açısı sunabilir.
Aldığım notları paylaşayım şimdi:
1. Kitabın takdimi ikinci tekil kişi diliyle yapılmış. Bundan sonra Üzüntünün Anlamı ve
Sebepleri isimli kısım var. Burada üzüntünün sevilen şeylerin elden gitmesinden ya da
amaçlanan şeylerin gerçekleşmemesinden kaynaklandığını tespit eden yazar akıl
alemini gözetmemizi öneriyor. Akıl alemindeki değerlerin yok olmayacağını
belirtiyor. Hissi ve duyusal isteklerin geçici olduğunu söylüyor.
2.
Geçici şeylerin tabiatları gereği kavuşulduktan sonra bize sırt çevireceğini bu
yüzden de tabiatta olmayan bir şeyi tabiattan istemenin anlamsız olduğunu
söylüyor. İstediğimiz şeyleri bizim için elverişli kılınmış olanlardan
seçmeliyiz.
3.
Maddi şeyler elimizden gittikten sonra üzülmemeli ve onları düşünerek zaman
harcamamalıyız. Bu “şerefli kralların ahlâkıdır”.
4.
Geçici şeyleri kaybettiğinde üzülen bir insan bunu defalarca yaşamaya
mahkumdur.
Kumarbaz,
(kendine aykırı şeyleri eksiklik veya musibet sayar) eşkıya, (vahşilikten haz
duyar) kadınlığa özenen erkek (övünür) tiplerinden bahseden filozof bunların tutunduğu şeylerin değersizliklerinden bahsediyor.
5.
“…ömrümüzün bütün günlerinde hayatımızın güzelleşmesi için (sevinme ve teselli
bulmayı) kendi çabalarımızla huy haline getirmeliyiz.” (59)
6.
Ruh bedenden daha üstün olduğu için ruhun menfaati bedenden üstündür. Ruhun tedavisi için beden zahmet çekebilir şeklinde yorumlanabilir.
7.
Alışkanlık kazanırken ufaktan başlayıp yavaş yavaş zorlaştırmak daha iyidir.
Böylece “en sonunda nefsin en önemli ve ağır işi yapmaya alışkanlık kazanması
en basit işi yapmaya alışkanlık kazanması kadar kolaylaşır.” (S.63)
8.
Üzüntüyü yenmenin ilk kuralı üzüntünün
kaynağını bulmaktır. Eğer üzüntü kendi yaptığımız bir şeyden kaynaklanıyorsa bu
şeyi yapmayı bırakmalıyız. Eğer bırakamıyorsak bu bizim çelişkimizdir ve
akıldan yoksun olduğumuzu gösterir.
9.
Eğer üzüntümüz bizden kaynaklanmıyorsa bunu engellemenin yolunu bulmalıyız. Ama
eğer bunu da yapamıyorsak üzüntüye sebep olacak hadise gerçekleşmeden önce onu
düşünememeliyiz. Çünkü belki de gerçekleşecek hadise bize düşündüğümüz kadar
fazla üzüntü vermeyecektir. Belki de bize bu üzüntüyü verecek olan insan o
üzüntüyü vermekten vazgeçecektir. Bu sebeple üzüntü daha gelmeden onu düşünmek
bize zarar verir. Kendine zarar vermek de bir başkasına zarar vermek kadar kötüdür.
10.
Eğer üzüntüyü yaşayan insan bu üzüntüye müptela olmuşsa diğer üzüntülerden uzak
kalacak demektir.
11.
Üzüntüden kurtulmanın bir başka yolu daha önceki üzüntülerimizi veya başkalarının
üzüntülerini düşünüp teselli bulmaktır.
12.
İnsanın başına hiçbir musibetin gelmemesini istemesi demek hiç var olmak
istememesi demektir. Çünkü musibetler bozulma niteliği taşıyan şeylerin
bozulmasıyla oluşurlar. Eğer bozulma olmasaydı, varlık da olmazdı. Bu da
tabiatın kanunudur. Doğal olarak bozulma yani fesad da musibet de tabiatın
kanunudur.
13.
Eğer kaybettiğimiz bir şey için üzülüyorsak ve bu şey maddi bir şey ise
unutulmamalıdır ki başka birinin eline geçebilen bir şey zaten bize ait
sayılmaz. Bize ait olan şeyler başkalarının asla uzanıp elimizden alamayacağı,
manevi şeylerdir.
14.
Şu da unutulmamalıdır ki elimizdeki şeyler Hak Sahibi’nin bizdeki emanetleridir.
Bu şeylerin yaratıcısı Allah bizden emanetlerini geri aldığında söylenmek
çocukça veya akılsızca bir iştir.
15.
Eğer insan daha az üzüntü çekmek istiyorsa kaybettiğinde üzüntü çekeceği hiçbir
şeye sahip olmamalıdır. Musibetlerin az olmasını isteyen kişi harici
ihtiyaçlarını azaltmalıdır. (s.84)
16.
Eğer üzüleceksek --gemi hikâyesinde adada kalanların başına geldiği şekilde-
asıl gideceğimiz yerden, gerçek memleketimizden uzak kaldığımız için
üzülmeliyiz. “Bizim gerçek vatanımız öyle bir yerdir ki, orada yoklardan söz edilemeyeceği
için musibetler yaşanmaz.” (s.93)
17.
Kötü olmayan şeylerden nefret etmemeliyiz. Bir şeylere kötü olarak bakmazsak onlardan
nefret etmeyiz. Üzüntü de duymayız. Mesela ölüm kötü değildir. Aslında ölüm
yeni bir yaşamın başlangıcıdır. Tıpkı bir sperma için gelişip büyümenin ve
dünyaya gelip genişlemenin olması gibi insan için de ölümden sonrası başka ve
daha geniş bir alemdir. İnsan ölümden ayrı değildir. Ölüm olduğu için insan
vardır.
18.
Bir şeyleri kaybedip de mutsuz olmaktansa elimizdekileri düşünmek teselli
edicidir.
19.
Kendi varlığının haricindeki şeyleri kazanmak için onların peşlerinde koşmayan insan öfkesine ve
şehvetine hakim olur.
20. Kitapta yer alan hikâyeler çok güzel. Onları aktarmadım. Besmele ile başlayan kitap risalenin yazıldığı kişiye dualarla sona eriyor.


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder